Sultan Melikşâh Bağdad’ı ikinci ziyareti sırasında (Kasım 1091), birçok Türk beylerini yanına çağırmış ve onlarla yeni yapacağı fetihler için görüşmelerde bulunmuştu. Bu sırada Sa’d el-Devle Gevher-âyîn ile kumandanlardan Turşek ve Yarımkuş (Yorunkuş)’u Yemen ve Aden’in fethine gönderdi. Emîr Turşek ve Emîr Yarınkuş sür’atle Yemen ve Aden bölgesini Selçuklu Devleti topraklarına kattılar (1092).
Sultan Melikşâh devrinin önemli meselelerinden birisi Selçuklu Devleti içinde İsmâilî faaliyet merkezlerinin ortaya çıkması idi. İsmâilî da’îlerinden Hasan Sabbâh gizli olarak yürüttüğü faaliyetler neticesi Kazvîn yakınındaki Elburz dağlarında Alamût kalesini ele geçirmişti (4 Eylül 1090). Sultan Melikşâh Alamût ve Kuhistân’daki İsmâilîlere karşı Yoruntaş, Arslantaş ve Kızılsarg gibi kumandanlarını göndermişti. Ancak onun ölümü ile İsmâilîlere karşı sürdürülen harekât durmuştu (1092).
Sultan Melikşâh Bağdad’da iken torunu Ca’fer’i halîfelik veliahdı yapmak istemiş, bu sebeple Halîfe Muktedî ile arası açılmış ve ondan acele Bağdad’ı terk etmesini istemişti. Ancak bu emir tatbik mevkiine konmadan önce Melikşâh zehirlenerek öldürüldü (19 Kasım 1092).
Bu zehirlenme olayında; halîfeden intikam almak isteyen Nizâmü’l-Mülk taraftarlarından ve oğlunu sultan yapmak isteyen Terken Hâtûn’dan şüphelenilmiştir. Sultan Melikşâh otuzsekiz yaşında ölmüş ve geride Kaşgâr’dan Boğaziçi’ne, Kafkaslar’dan Yemen’e ve Aden’e kadar uzanan büyük bir devlet bırakmıştı.
Sultan Melikşâh’ın ölümünden sonra, eşi Terken Hâtûn, tasarrufundaki hazîne ile emîrlerin biatını ve halîfenin tasdikini sağlamış ve dört yaşındaki oğlu Mahmûd adına Bağdad’da hutbe okutmağa muvaffak olmuştu (25 Kasım 1092). Terken Hâtûn bununla yetinmeyerek Emîr Kur-Boğa’yı Isfahan’da bulunan veliahd Berkyaruk’u yakalamak için göndermiş, kendisi de ordu ile bu emîri izlemişti.
Devamını okumak için tıklayınız »