Ludwig Wittgenstein ve Dil Olarak Felsefe
Yirmili yılların ortasında bir dönem Wittgenstein Cambridge’deki J. L. Austin de Oxford’taki felsefeye egemen oldu. Bu iki filozofun yöntemleri örtüşmekteydi. Her ikisi de felsefe problemlerinin, kendimizi içinde bulduğumuz dünyanın –zaman, mekan, madde, nedensel ilişki vs. gibi– temel gizemlerinin karşımıza çıkardığı şeylerden değil, dili yanlış kullanmamızın sonucu olarak (örneğin “kanıt” terimini uygun düşmeyecek bir bağlamda kullanarak kendimizi mantıksal bir karmaşanın içine sokmak gibi) içine yuvarlandığımız karışıklıklardan doğduğunu düşünüyordu. Elbette “kanıt” terimiyle ilgili bu örnek çok basittir. Filozofların ilgilendiği karışıklık türleri, bundan çok daha karmaşıktır.
Devamını okumak için tıklayınız »
Ludwig Wittgenstein ve Estetik Dersleri
1. İnsanların estetiği bir tür bilim dalı olarak ne çıkarmaları ilginçtir. Onların estetikle neyi kastetmek istedikleri hakkında konuşmayı çok isterdim.
Devamını okumak için tıklayınız »
Ludwig Wittgenstein ve Anlamın Sınırları
Gençliğinde Schopenhauer okumuş ve Schopenhauer’un (kendi ifadesiyle) temelde haklı olduğu sonucuna varmıştı. Yaşamının sonraki bölümünde, kavramsal anlığına sahip olamayacağımız, dolayısıyla hakkında hiçbir şey söyleyemeyeceğimiz bir alanda, hakkında konuşabileceğimiz ve anlamaya çalışabileceğimiz, deneyimlerimizin görüngüsel dünyası arasında bölünmüş bir bütünsel gerçeklik görüşünü kabul etti. Ona göre, felsefe, anlaşılır olmak için kendini hakkında konuşabileceğimiz dünyayla sınırlamak zorundaydı; bu sınırı geçecek olursa onu anlamsızlık bekliyordu.