Sultan Alp Arslan ise 1067 yılında ikinci defa Gürcistân seferine çıkmak zorunda kaldı. Abhaz kralı IV. Bagrat Alanlar ile birleşerek bir Müslüman devleti olan Şeddâdîlerin arâzilerine girmiş, Errân’ı istilâ ve yağma edip, Gence’ye kadar ilerlemişlerdi. Sultan Alp Arslan 1067′de Errân’a geldi, Şeddâdî emîri Fazl (veya Fazlûn) ile Şirvân emîri Ebu’l-Evsâr itâatlarını bildirdiler. Sultan bundan sonra Gürcistân’a girdi, Şekî bölgesini aldı ve buranın hâkimi müslümanlığı kabul etti.
Devamını okumak için tıklayınız »
Uzak bozkırlardaki yurtlarından bir daha dönmemek üzere gelerek, Selçuklu hizmetine giren ve bu devletin şuurlu sevk ve idaresi altında Bizans sınırlarına yığılan Türkmen kütlelerinin, üstelik yayla iklimi ve bol otlaklariyle kendi yaşayışlarına son derece elverişli hayat şartlarındaki Anadolu’ya el koymak istemeleri kadar tabiî bir şey olamazdı.
Tuğrul Bey zamanından beri Azerbaycan ve Erran’da Bizans’a bağlı Ermeni, Gürcü ve Abhaz hükümdarlarının mağlûp edilmesi ve Gence, Ani, Kars gibi mühim strateji merkezlerinin ele geçirilmesi ile orta ve Kuzey Anadolu’ya doğru akınlar icrası hayli kolaylaşmış oluyordu. Yine bu yıllarda Gümüş-tigin, Afşin, Ahmedşah, Sâlar-i Horasan gibi bey ve kumandanların idaresindeki Türkmen boyları, Selçuklular’a tâbiiyeti kabûl etmiş küçük Arap hükûmetlerinin sıralandığı güney sınırlarından Anadolu içlerine akmaktaydı.
Devamını okumak için tıklayınız »
Çeşitli gaileleri ortadan kaldırıldıktan sonra, imparatorluk merkezini İsfahan’a nakleden Melikşah’ın geniş ölçüde fütûhatı başladı. Malazgirt savaşından sonra ülkesine gönderilen Romanos Diogenes’in ölümü üzerine, Alp Arslan’ın Anadolu’nun fethi hakkında verdiği emir tatbik ediliyordu. Kutalmış’ın oğulları Süleymanşah, Mansur, Alp-İlig, Dolat maiyyetlerindeki kuvvetler ile, Artuk Bey ve Tutak v.b. gibi Türkmen reisleri de kendilerine bağlı Türkmenler’le Anadolu içlerine doğru hareket halinde idiler.
Devamını okumak için tıklayınız »