Hayatın Işığı Altında..

ışık tutmak için: ziranbula.

Soru: Atatürk sayesinde ulusumuzun kazandığı haklar nelerdir?


ATATÜRK’ÜN BİZE KAZANDIRDIĞI VE ÖZGÜRLÜKLER

 


Nedir?
, başta başkanı olmak üzere, devletin başlıca temel organlarının belli aralıklarla yinelenen seçimlerle göreve getirildiği bir “yönetim biçimi”dir.

adı verilen yönetim biçimlerinde halk, yönetimini beğenmediği yöneticileri, belli aralıklarla yinelenen seçimlerde değiştirebilmek olanağına sahiptir.Bu nedenle yöneticiler, toplumu k eyfi biçimde yönetemezler; halkın isteklerini ve beğenilerini gözönünde tutmak zorunda kalırlar. Bir başka deyişle, yöneticilerin iradesi mutlak değil, halk iradesi ile sınırlıdır.

Aslında bir yönetim biçimidir.Türk insanı için , bir ama çü düşünce sistemine dayanan bir rejimi ifade etmektedir.Bugün her Türk’ün sorumluluğu, Türkiye Cumhuriyetinin niteliklerini iyi bilerek onu korumak ve geliştirmek olmalıdır.Eskiden ülkeleri tek kişi yönetirdi. Ülkelerini diledikleri gibi yöneten bu kişilere padişah, şah, kral, hakan, denirdi. Yönetim çoğu zaman babadan oğula geçerdi. yönetiminde söz ulusundur. ; yurttaşların seçme ve seçilme hakkının olduğu bir yönetimdir. temsilcilerinin kabul ettiği yasalarla ülkenin yönetilmesidir. kurulan Türkiye ’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu.’i korumak, kollamak, yaşatmak her yurttaşın ödevidir.

Türkiye’de Nasıl İlân Edildi?

Türkiye’de yönetimine, tarihinde geçilmiştir; ancak tarihinin, yönetiminin de fiilî başlangıcı olduğunu söylemek gerekir.′de “egemenliğin kayıtsız şartsız ulusa ait olduğu” ilân edilmiş; ulusun seçtiği TBMM’nin denetimindeki hükümet, ulusun kaderini belirlemek üzere çalışmaya başlamıştır.Bu gelişmelere karşın, Padişahlık ve ın hukuken kaldırılması için 1922 yılına kadar beklemek gerekmiştir.TBMM, 1 Kasım 1922 gecesi verilen bir kararla, “Halifelik”le “ı” birbirinden ayırmış; ı kaldırmıştır.

B)KAZANDIRDIĞI
Yapmış Olduğu İnkilaplar’ı Örnek Verebiliriz.

I-Siyasi alanda yapılan inkılaplar:

1- ın Kaldırılması (1 Kasım 1922)

2- ’in ilanı ()

3- Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

II-Toplumsal yaşayışın düzenlenmesi:

1- Şapka İktisası (giyilmesi) Hakkında Kanun (25 Kasım 1925)

2- Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine (kapatılmasına) ve Türbedarlıklar ile Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun (30 Kasım 1925)

3- Beynelmilel Saat ve Takvim Hakkındaki Kanunların Kabulü (26 Aralık 1925). Kabul edilen bu kanunlarla Hicri ve Rumi Takvim uygulaması kaldırılarak yerine Miladi Takvim, alaturka saat yerine de milletlerarası saat sistemi uygulaması benimsenmiştir.

4- Ölçüler Kanunu (1 Nisan 1931). Bu kanunla ölçü birimi olarak milletlerin kullandıkları metre, kilogram ve litre kabul edilmiştir.

5- Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun (26 Kasım 1934)

6- Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun (3 Aralık 1934). Bu kanunla din adamlarının, hangi dine mensup olurlarsa olsunlar, mabet ve ayinler dışında ruhani kisve (giysi) taşımaları yasaklanmıştır.

7- Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)

8- Kemal Öz Adlı Cumhurreisimize Soyadı Verilmesi Hakkında Kanun (24 Kasım 1934)

9- Kadınların ve siyasi haklara kavuşması:
a- Kanun’la sağlanan
b- Belediye seçimlerinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan kanunun kabulü (3 Nisan 1930)
c- Anayasa’da yapılan değişiklerle kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanınması (5 Aralık 1934)

III- alanında yapılan inkılaplar:

1- Şeriye Mahkemelerinin kaldırılması ve Yeni Mahkemeler Teşkilatının Kurulması Kanunu (8 Nisan 1934)

2- Türk Kanunu (17 Şubat 1926)Dini sisteminden ayrılarak laik çağdaş sisteminin uygulanmasına başlanmıştır.

ın kaldırılması (1 Kasım 1922)

Kurtuluş Savaşı’nın ilk yıllarında kurulan () Türkiye Büyük Millet Meclisi, halktan kopuk Osmanlı yönetiminin yanında, halkın içinden seçilen temsilcileriyle “halk iradesi”nin gerçek temsilcisi olmuş, iyice eskimiş ve yıpranmış kişisel saltanatsa, TBMM’yi, yani ulusun egemenliğini tanımamasının yanı sıra, Sevr Antlaşması’nı imzalamış, düşmanla işbirliği yapıp, çıkarttığı ayaklanmalarla Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı engellemeye çalışmıştı. ′den başlayarak ulusal egemenliğe dayalı devletin kurulmasıyla kişisel saltanata kalkmış gözüyle bakan Mustafa Kemal, İtilaf Devletleri’nin Lozan Barış Konferansı’na Ankara Hükümetinin yanı sıra Osmanlı Hükümeti temsilcilerini de çağırmaları üstüne, 1 Kasım 1922′de TBMM’de yaptığı konuşmada ulusa, akla aykırı olduğunu belirterek, ın kaldırılmasını istedi. Milletvekillerinin ateşli konuşmalarla ’ü desteklemelerinden sonra, ın İstanbul’un işgal tarihinden (16 Mart 1920) başlayarak kalkmış olduğu oybirliğiyle kabul edildi. ın kaldırılmasıyla Padişahlık Sıfatı kalkan Mehmet VI Vahdettin de, 17 Kasım günü İngiliz Komutanlığına başvurarak, bir İngiliz zırhlısıyla İstanbul’dan ayrıldı.

Cumhuriyetin ilanı ()

ın kaldırılmasının ve Lozan Barış Anlaşması’nın ardından TBMM’de en çok tartışılan konulardan biri, yeni devletin niteliği sorunuydu. Kendisi bir hükümet olan TBMM’nin ayrı bir hükümeti ve bu hükümeti yönetecek bir başbakanı bulunmaması, meclis içinden bakanların seçiminde adayların gerekli oyu sağlamakta güçlük çekmeleri, sürekli sorunlara yol açmaktaydı. 27 Ekim 1923′te Ali Fethi (Okyar) Bey başkanlığındaki hükümetin istifası ve Halk Partisi grubunun yeni hükümet listesi üstünde anlaşmaya varmaması üstüne, 28 Ekim gecesi arkadaşlarını toplayarak sorunun gerçek çözümüyle ilgili düşüncesini açıkladı ve İsmet İnönü’yle o gece, devletin niteliğinin olduğunu saptayan bir yasa tasarısı hazırladı. Ertesi gün TBMM, yapılan işin “çoktan doğmuş olan çocuğun adını koymak” olduğunun milletvekillerine açıklanmasından sonra, saat 20.30′da Anayasa değişikliğini kabul ederek ilan etti ve oybirliğiyle alınan bu karardan sonra cumhurbaşkanı seçimine geçerek, gene oybirliğiyle Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı Türkiye ’nin ilk cumhurbaşkanı seçti.

Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)

ın kaldırılmasından ve Mehmet VI Vahdettin’in İstanbul’dan ayrılmasından sonra, TBMM’nin 18 Kasım 1922′de halife seçmiş olduğu Abdülmecit Efendi, eski yanlılarının tek umudu haline gelmiş, bundan güç alan Abdülmecit Efendi de, yeniden törenler düzenlemeye, demeçler vermeye bazı İslâm ülkelerinin kendisine bağlılık bildirmeleri üstüne, İslâm dünyasının önderi tavrı takınmaya başlamıştı. Bu durumun yeni kurulmuş yönetimi için tehlikeli olabileceğini kavrayan , İzmir’deki ordu tatbikatları sırasında ordu komutanlarına kaldırılması konusunda düşüncesini açıklayıp, yasanın meclis gündemine getirilmesini kararlaştırdı. 1 Mart 1924′teki bütçe görüşmelerinde halifeye ve Osmanlı hanedanına verilecek ödenek konusunun gündeme getirilmesinden sonra, 3 Mart 1924′te kabul edilen yasayla, halifelik kaldırılıp, ilerde ve halifelik iddiasında bulunmamaları için Osmanlı hanedanı üyelerinin de yurt dışına çıkarılmaları kabul edildi.

Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılması
(3 Mart 1924)

Şeriat hükümlerine dayalı Osmanlı düzeninin yeni Türk toplumuna uyarlanamayacağının anlaşılması sonucunda, TBMM’nin kaldırıldığı gün Şeriye ve Evkaf Vekâletini’ni de kaldırmasıyla (3 Mart 1924), Türk sisteminde yeni düzenlemeler yapılması gereği de açıkça ortaya konmuş oldu. 20 Nisan 1924 tarihli ikinci Anayasa’yla birlikte, hukuka ilişkin bir dizi yasa yürürlüğe girdi.

Kanun’un kabulü (17 Şubat 1926)

Osmanlı İmparatorluğu döneminde işleri din kurallarına göre yönetilmekte olduğundan, çağdaş toplumlar düzeyine erişmek isteyen Türk toplumunun temel gereksinmelerinin, söz konusu yapısıyla karşılanamayacağı anlaşılmıştı. Tanzimat Dönemi’nde hazırlanan Mecelle, bazı yenilikler getirmekle birlikte, kişilerin ve borçları, aile kurumu, işleyişi ve sona ermesi, mülkiyet ilişkileri, miras sorunları, kiralama, satın alma, ödünç verme vb. ilişkiler açısından, gerçek bir Kanun sayılamazdı. Bu nedenle İsviçre Kanunu örnek alınarak hazırlanan Kanun, 17 Şubat 1926′da TBMM’de kabul edilerek, yürürlüğe kondu. Bunu, öbür temel yasalar ile, ceza hukuku alanındaki boşlukları gideren Ceza Kanunu’nun kabul edilip (1 Mart 1926) yürürlüğe konması izledi.



Tarikatların kaldırılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması (30 Kasım 1925)

Başlangıçta yalnızca din konularıyla ilgilenen, farklı düşünce sistemleri geliştirerek taraftarlarını çoğaltmaya çalışan tarikatlar, zaman içinde siyasal olaylarda etkili rol oynamaya, çıkarılan tehlike ye düştükçe halkı ayaklandırmaya koyulmuşlardı. Bu etkinliklerini cumhuriyetin ilanından sonra da sürdürmeye kalkışmaları ve Menemen Olayı, Şeyh Sait Ayaklanması gibi şeriattan yana ayaklanmalara yol açmaları üstüne “Türkiye şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz. Türkiye her alanda doğru yolu gösterecek, uyaracak güçtedir. Biz uygarlığın bilim ve fenninden güç alıyoruz ve ona göre yürüyoruz. Başka bir şey tanımayız” diyen ’ün sözleri ışığında harekete geçilerek, 30 Kasım 1925′te çıkarılan yasayla tekkeler ve zaviyeler kapatıldı.

Laikliğin kabulü (1928-1937)

ın kaldırılması, kaldırılması, Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılarak yalnızca din işleriyle uğraşacak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulması, tarikat ve zaviyelerin kapatılması aşamalarından geçen laikliğin tam anlamıyla yasal tabana oturtulması için, 1924 Anayasası’nda yeralan “Türkiye devletinin dini İslâm’dır” deyimini tartışmaya koyulan TBMM, 10 Nisan 1928′de Anayasa’nın ikinci maddesini değiştirip, 16. ve 38. maddeler gereğince milletvekilleri ile cumhurbaşkanının ant içerken söylemek zorunda oldukları “vallahi” sözcüğünü maddelerden çıkardı. Ayrıca, 26. maddedeki “ahkâmı şeriyenin tenfizi” (şeriat hükümlerinin yürütülmesi) sözcükleri de Anayasa’dan çıkarıldı. İnananların ibadetlerini kendi dilleriyle yapmalarını doğal bir olarak gören Mustafa Kemal’in, aydın din adamlarıyla yaptığı görüşmelerden sonra, 3 Şubat 1928′de hutbelerin Türkçe okunmasının kabul edilmesini, dualar ve ezanın Türkçeye çevrilmesi alışmaları izledi. 5 Şubat 1937′de Anayasa’nın ikinci maddesinde laiklik ilkesine yer verilmesi ve Türkiye ’nin laik bir olduğunun yazılmasıyla, laiklik devrimi tamamlanmış oldu.

Kadın ının tanınması (1930-1933 ve 1934)

Osmanlı toplumunda hemen hiçbir toplumsal ve siyasal hakkı bulunmaya kadınlara Kanun’la bazı tanınmış olmakla birlikte, siyasal açısından bir değişiklik yapılmamıştı. ’ün girişimiyle kadınların iktisadi ve siyasal yaşama katılmaları yönünde bir dizi değişiklik yapılarak, 1930′da belediye seçimlerinde seçme, 1933′te çıkarılan Köy Kanunu’yla muhtar seçme ve köy heyetine seçilme, 5 Aralık 1934′te Anayasa’da yapılan bir değişiklikle de milletvekili seçme ve seçilme ının tanınmasıyla, Türk kadını o yıllarda Avrupa devletlerinin çoğundaki kadınlardan daha ileri elde etti ve çok geçmeden toplumda erkeklerin çalıştığı her alanda yerini aldı.

Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)

Ülke halkını her alanda çağdaş ve uygar düzeye çıkarabilmek için değişiklikler tasarlarken, dış görünüşüyle de bunu vurgulaması gerektiğine inanan Mustafa Kemal’in, 25 Ağustos 1925′te Kastamonu’ya yaptığı bir gezide başına şapka giyip, “Buna şapka derler” diye halkı şapka giymeye özendirmesinden sonra, 25 Kasım 1925′te Şapka Giyilmesi Hakkındaki Kanun çıkarılıp, dinsel giysilerle sokakta gezilmesi yasaklandı

Takvim, saat ve ölçülerde değişiklik (1925 ve 1931)
döneminden önce Batı uluslarından ayrı takvim, saat, sayı ve ölçülerin kullanılması, hafta tatillerinin cuma günü olması, takvimin başlangıcı olarak Hazreti Muhammet’in Mekke’den Medine’ye göç ettiği tarih olan 622 yılının alınması (hicri takvim), sayı olarak eski sayıları, ölçü olarak da okka, dirhem, arşın, endaze vb. ölçülerin kullanılması, Türk toplumu ile Batı toplumları arasındaki ilişkilerde büyük karışıklık ve güçlüklere yol açmaktaydı. 26 Aralık 1925′te miladi takvimin kabul edilip, alaturka saat yerine Batı’da kullanılan alafranga saatin kabul edilmesiyle, 23 Mart 1931′de çıkarılan yasayla da gram, kilogram, ton, metre, kilometre gibi ölçülerin benimsenmesiyle, bir yandan Batı ülkeleriyle ilişkiler kolaylaştırılırken, bir yandan da yurdun her yerinde tutarlı bir ölçü ve ağırlık düzeni kurulmuş oldu.
Soyadı yasasının kabulü (21 Haziran 1934)

Soyadı bulunmamasının günlük yaşamda yarattığı güçlük ve karışıklıkların önüne geçmek amacıyla 21 Haziran 1934′te çıkarılan yasayla, her Türk kendine uygun bir soyadı almakla yükümlü kılındı. 24 Kasım 1934′te çıkarılan bir yasayla da TBMM Mustafa Kemal’e soyadını verdi. Aynı yıl çıkarılan bir başka yasayla ayrıcalıkları belirten eski unvanların yasaklanmasıyla, yasalar önünde eşitlik ilkesinin gerçekleştirilmesinde önemli bir adım atılmış oldu.

Eğitim ve öğretim devrimi (3 Mart 1924)

Osmanlı toplumundaki medreseler ile iptidai, rüştiye, idadî türünde okulların toplumun gereksinme duyduğu elemanları yetiştirme açısından özellikle sayı bakımından yetersiz kaldığını gözleyen, eğitimin önemini yaptığı konuşmalarda sık sık vurgulayan ’ün yol göstericiliği altında TBMM, eğitim ve öğretim işlerini Milli Eğitim Bakanlığı’na verip, 3 Mart 1924′te çıkardığı Öğretimin Birleştirilmesi yasasıyla, mahalle mektepleri ve medreseleri kaldırdı. Anadolu’nun çeşitli kentlerinde meslek okulları, teknik okullar, öğretmen okulları, ortaokul ve liseler açılırken, çıkarılan Üniversiteler Kanunu’yla Darülfünun kaldırılıp, yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu.

Harf yada yazı devrimi (1 Kasım 1928)

Öğrenilmesi son derece güç olan Arap abecesinin okuryazar sayısının artmasını engellediğini, ayrıca Türkçe sesleri dile getirmede güçsüz kaldığını anlayan ’ün, 1926′dan başlayarak yaptırdığı araştırmalar sonucunda, Türkçe’nin yapısına en uygun abece olduğuna karar verilen Latin abecesi alınıp, yeniden düzenlenerek, 1 Kasım 1928′de çıkarılan Türk Harfleri Hakkında Kanun’la yürürlüğe kondu ve ’ün kendisinin de katıldığı yaygınlaştırma çalışmaları sonucunda, kısa süre içinde benimsendi.

Tarih anlayışında gerçeğe dönüş (12 Nisan 1931)

Osmanlı döneminde tarihçilerin aşağı yukarı yalnızca yaşadıkları dönemin olaylarını yazıya geçirmekle yükümlü olmalarından ötürü, Türklerin eski tarihlerine ilişkin çalışmalar yok denecek kadar azdı. Türkiye ’nin “önceki bütün Türk devletleriyle tarihsel bağı” olduğu, “dünya uygarlığının oluşma ve gelişmesinde Türk uygarlığının önemli payı bulunduğu” görüşünden yola çıkan ’ün öncülüğünde yapılan çalışmalar, 12 Nisan 1931′de, sonradan Türk Tarih Kurumu adını alan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin kurulmasıyla sonuçlandı.

Dil devrimi (12 Temmuz 1932)

Osmanlılar döneminde aydınların büyük ölçüde farsça ve arapça sözcük ve dilbilgisi kuralı içeren Osmanlıca’yı kullanmalarından ötürü, aydınlar ile halkın dil bakımından birbirlerinden kopmuş olmaları, öncesindeki dönemde de bazı aydınları rahatsız etmiş, Selanik’te çıkarılan (1911) Genç Kalemler dergisinde “Yeni Dil” hareketi başlatılmış, ama dilde yabancı sözlüklerden yeterli bir arınma sağlanamamıştı. Türkçe’nin özleştirilerek yeni Türk abecesiyle dünyanın en zengin dillerinden biri haline getirilmesini amaç alan , 12 Temmuz 1932′de, sonradan Türk Dil Kurumu adını alan Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni kurdurarak, Türkçe’nin gerçek bir bilim, edebiyat ve sanat diline dönüşmesi çalışmalarını hızlandırdı.

’ün Bize Kazandırdığı ve Özgürlüklerle İlgili Sözleri
Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.
Türk Milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azim ile yeni bir kurmuştur bu devletin dayandığı esaslar “Tam Bağımsızlık” ve “Kayıtsız Şartsız Milli Egemenlik”ten ibarettir. Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu Milli Egemenliktir. Milletin Kayıtsız Şartsız Egemenliğidir…
Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. ’i biz kurduk, O’nu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz.

Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük.

Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.

Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, idaresidir.

Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküş vardır. Her ilerleyişin ve kurtuluşun anası hürriyettir.

Toplumdaki başarısızlığın sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ihmal ve kusurdan doğmaktadır.

Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.

Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.



Bu sayfaya yorum yapabilirsiniz Bu sayfa yeterli değilse forumda yardım isteyin Sayfanın ayrıntıları


  1. Ne Zaman: Aralık 16th at 03:23 pm
    KaYZer yazmış;

    çok güzel site car çalınabiliyo o sitede

  2. Ne Zaman: Aralık 21st at 12:24 pm
    kübra yazmış;

    atatürk sayesinde birçok şey bildiğim için çok mutluyum

Wohnen & Einrichten usta-pagerank.com

Kültür Sanat Siteleri Toplist BlogArsivi Link Değişimi