Hayatın Işığı Altında..

ışık tutmak için: ziranbula.

Türkçe’nin Tarihi Gelişimi 1


Türkçenin Tarihi Gelişimi(Muharrem Ergin)

Eski Türkçe

Türk yazı dilinin ele geçen ilk örnekleri Orhun âbidelerinin metinleridir. Fakat
bu metinler şüphesiz Türk yazı dilinin ilk örnekleri değildir. Çünkü Orhun
âbidelerindeki dil yeni teşekkül etmiş bir yazı dili olarak değil, çok işlenmiş
bir yazı dili olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bakımdan, Türk yazı dilinin
başlangıcını ele geçen bu ilk metinlerden çok daha öncelere çıkarmak gerekir.
Türk yazı dilinin sekizinci asırdan sonraki gelişmesi ile mukayese edilerek bir
tahmin yürütülürse, Orhun abidelerindeki yazı dilinde hiç değilse bir kaç
asırlık bir gelişme mevcut olduğuna kolaylıkla hükmolunabilir. Buna göre Türk
yazı dilinin başlangıcını Milâdın ilk asırlarına, hiç olmazsa Orhun
âbidelerinden bir kaç asır önceye çıkarmak doğru olur. Fakat Orhun
kitabelerinden daha eski bir metin ele geçmediği için bu yazı dilini ancak
sekizinci asırdan itibaren takip edebilmekteyiz.

İşte nazarî olarak Milâdın ilk asırlarında başladığını kabul ettiğimiz ve ilk
ele geçen metinleri sekizinci asra ait olan bu yazı dili 12 - 13. asra kadar
devam etmiş olup, bu devre Türk yazı dilinin ilk devresini teşkil etmektedir. Bu
ilk yazı dili devresi ayni zamanda müşterek bir yazı dili devresidir. Yani bu
yazı dili bütün Türklüğün tek yazı dili olarak kullanılmış, Orta Asya’da geniş
bir sahayı kaplayan Türklük âlemi asırlar boyunca hep ayni dille okuyup
yazmıştır. O devirden kalma eserlerde görülen ufak tefek farklar ise saha ve
zaman farklarından ileri gelen normal ayrılıklar olup tek bir yazı dilinin
hudutlarını aşacak mahiyette değildir.

Kâşgarlı’nın en çok beğendiği ve şivelerle karşılaştırırken “Türkçe” diye
adlandırdığı, Hakaniye Türkçe’si, yahut başka eserlerde Kâşgar dili, Kâşgar
Türkçe’si adı ile anılan dil hep bu ilk Türk yazı dilidir. Bu yazı dili
devresinden gelen eserlerin büyük bir kısmı Uygur yazısı ile yazılmış olduğu
için bu devreye Uygur devresi, bu yazı diline de Uygurca denilebilir. Fakat
Türkoloji öğretiminde Türkçe’nin bu ilk devresi için bugün en uygun isim olarak
“Eski Türkçe” tâbirini kullanmaktayız. Türkçe’nin ondan sonraki çeşitli
gelişmelerinin kaynağı hep bu devreye çıkmakla, bugün geniş sahalarda ayrı
kollara ayrılmış bulunan Türkçe’nin bütün şekillerinin menşei bu devrede
bulunmakta, kısacası, Türkçe’nin bütün yapısı bu devre ile izah
edilebilmektedir. Demek ki bu devre Türkçe’nin ana Türkçe devresi, ilk devresi,
eski devresidir. Onun için bu devreyi “Eski Türkçe” diye adlandırmak çok
yerindedir. Bu kitapta biz de bu ismi kullanacağız.

O hâlde Türk yazı dilinin ilk devresi Eski Türkçe’dir. Eski Türkçeden daha
önceki devir ise Türkçe’nin karanlık devridir. O devir artık Eski Türkçe’nin
Çuvaşça ve Yakutça ile, bunların da daha ileride Moğolca ile birleştikleri
devirdir.

Türkçe tarih boyunca iki gramer yapısına sahip olmuştur. Eski Türkçe devresi
Türkçe’nin eski gramer yapısını temsil eder. Ondan sonraki devreler Türkçe’nin
yeni gramer yapısına sahip olan devrelerdir.

Kuzey-doğu Türkçe’si, Batı Türkçe’si

Eski Türkçeden sonraki devre gelince, bu devirde Türkçe karşımıza birden fazla
yazı dili ile çıkmaktadır. Eski Türkçe’nin sonlarında Orta Asya’daki Türklük
âleminin parçalanarak büyük kütleler hâlinde Hazar Denizinin güney ve kuzeyinden
kuzeye ve batıya yayılması, yeni kültür merkezlerinin meydana gelmesi, İslâm
kültürünün Türkler arasına gittikçe kuvvetli bir şekilde yerleşmesi, yeni
mefhumlarla birlikte yeni bir yazının kabulü gibi çeşitli dış sebeplerle beraber
Türkçe’nin içinde bir müddetten beri kendisini hissettiren tabiî gelişmeler
neticesinde ortaya çıkan büyük değişiklikler yazı dili birliğini parçalayarak
Eski Türkçe’nin ömrünü tamamlamış ve ayrılan Türklük kollarının yeni kültür
merkezleri etrafında kendi şivelerine dayanan yazı dilleri meydana getirmeleri
birden fazla yeni yazı dilinin doğmasına ve gelişmeğe başlamasına sebep
olmuştur. Böylece 12-13. asırdan sonra biri Kuzey-doğu Türkçe’si, diğeri Batı
Türkçe’si olmak üzere iki Türk yazı dili meydana geldiğini görmekteyiz.

Kuzey Türkçe’si, Doğu Türkçe’si

Bunlardan Kuzey-doğu Türkçe’si önce 13 ve 14. asırlarda, bir müddet, Eski
Türkçe’nin tabiî ve yeni bir devamı olarak eski ve yeni arasında köprü vazifesi
gören bir geçiş devresi hâlinde devam etmiş, sonra 15. asırdan itibaren Kuzey
Türkçe’si ve Doğu Türkçe’si olarak iki yeni yazı diline ayrılmıştır. Son
zamanlara kadar devam eden bu yazı dillerinden Kuzey Türkçe’si, Kıpçak
Türkçe’sidir. Doğu Türkçe’si ise Çağatayca gibi yanlış bir isimle anılan ve
Timur devrinde başlayarak 15. ve 16. asırlarda kuvvetli bir edebiyat meydana
getirmek suretiyle en parlak çağını yaşadıktan sonra son zamanda yerini modern
Özbekçe’ye bırakan yazı dilidir.

Batı Türkçe’si

Batı Türkçesi’ne gelince, bu yazı dili 12. asrın ikinci yarısı ile 13. asrın ilk
yarısında teşekküle başladığı anlaşılan, 13. asrın ikinci yarısından itibaren de
metinlerini günümüze kadar aralıksız bir şekilde takip ettiğimiz yazı dilidir.
Selçuklulardan başlayarak bugüne kadar gelen ve devam etmekte olan bu yazı dili,
Türklüğün en büyük ve en verimli yazı dili durumundadır. Batı Türkçesinin
esasını Oğuz şivesi teşkil eder. Onun için bu yazı diline Oğuz Türkçe’si de
denilebilir. Oğuz şivesi Hazar Denizinden Balkanlara kadar uzanan sahaya
yayılmış bulunan Türkçe’dir. Bu saha ise batı Türklerinin yaşadığı sahadır. Onun
için Oğuz yazı diline, Oğuz Türkçe’sine umumî olarak Batı Türkçe’si adını
vermekteyiz. Türkolojide Batı Türkçe’si için bazen Cenup Türkçe’si veya Cenup
Şivesi adı da kullanılmaktadır. Fakat bu Şimal Türkçe’sine göre verilen bir
addır ve şüphesiz Batı Türkçe’si kadar uygun değildir.

Azeri Türkçe’si, Osmanlı Türkçe’si

Batı Türkçesinin içinde saha bakımından zamanla iki daire meydana gelmiştir.
Bunlardan biri Azeri ve Doğu Anadolu sahasını içine alan doğu Oğuzcası, diğeri
Osmanlı sahasını içine alan batı Oğuzcasıdır. Doğu ve batı Oğuzcaları arasında
ilk asırlarda çok küçük saha farkları dışında bir ayrılık mevcut olmamış, bu
saha farkları yavaş yavaş genişleyerek ancak 17. asırdan sonra doğu ve batı
Oğuzca dairelerini meydana getirmiştir.

Bununla beraber arada yine iki yazı dili olacak kadar fark mevcut değildir ve
her ikisi de ayni şiveye, yani Oğuz şivesine dayandıkları için Azeri ve Osmanlı
Türkçeleri ancak tek bir yazı dilinin kardeş iki dairesi sayılabilirler. Esasen
doğu ve batı Oğuzcası arasındaki farklar daha çok şivede yani konuşma dilinde
kalmış, devamlı olarak Osmanlı kültür ve edebiyatının tesiri altında kalan Azeri
sahasında yazı dili, Osmanlı Türkçe’sinden konuşma dilindeki ile mukayese
edilemeyecek kadar az bir ayrılık göstermiştir.



Azeri ve Osmanlı Türkçeleri arasında, daha çok şivede kalan bu ayrılığın
sebeplerini doğu Oğuzcasına Oğuz dışı Türk şivelerinin, bilhassa zaman zaman
kuzeyden gelen Kıpçak unsurlarının yaptığı tesir ile İlhanlılardan kalan bazı
Moğol izlerinde aramak lâzımdır. Bunlardan birincisi doğu Oğuzcasını batı
Oğuzcasından bazı şekiller bakımından biraz farklı yapmış, ikincisi ise Azeri
Türkçe’sinde bazı Moğol asıllı kelimeler bırakmıştır.

Bilhassa konuşma dili bakımından birbirinden farklı olan Azeri ve Osmanlı
Türkçe’si arasındaki başlıca ayrılıklar, kelime başındaki b-m, kelime içindeki
q-ġ, h, ilk hecedeki e-i, kelime başındaki t-d ile akkuzatif ve bazı fiil çekim
şekilleri etrafında toplanır. Bu ayrılıklar daha çok konuşma dilinde kaldığı,
yazı diline aksedenlerin ise ancak son devir Azeri Türkçe’sinde görülebildiği,
Azeri sahasında yetişen başlıca edebî şahsiyetlerin bulunduğu 17. asırdan önce
de doğu ve batı Oğuzcaları arasında kayda değer bir ayrılık bulunmadığı için bu
iki Oğuz Türkçe’si yazı dili olarak Batı Türkçe’si adı altında bir bütün teşkil
ederler.

Batı Türkçesinin gelişmesi

Batı Türkçesinin yedi asırlık uzun hayatında bazı merhaleler vardır. Bu
merhaleler onun iç ve dış gelişme seyri içinde görülen çeşitli safhalardır.
Gerçekten Batı Türkçe’si uzun gelişme seyri içinde bugüne kadar iç ve dış yapısı
bakımından muhtelif gelişmeler ve değişiklikler göstermiştir. İç yapı bakımından
gösterdiği değişiklikler, Türkçe kök ve eklerde görülen bazı ses ve şekil
değişiklikleri olup, doğrudan doğruya Türkçe’nin tabiî gelişmesi ile ilgilidir.
Dış yapı bakımından Batı Türkçe’sinde görülen çeşitli safhalar ise, Türkçe’nin
bünyesi ile ilgili olmayıp, onun, içine karışan yabancı unsurlara göre aldığı
değişik görünüşlerden ibarettir.

Demek ki Batı Türkçe’sinde Türkçe’den başka bir de yabancı unsurlar vardır. Bu
unsurlar çeşitli Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerdir. Türklerin İslam
kültürü çerçevesine girmeleri dolayısıyla Türkçe’ye sokulan Arapça ve Farsça
unsurlar, Türkçe’yi Eski Türkçeden sonra, yeni yazı dilleri devresinde istilâya
başlamış, bu istilâ bilhassa Batı Türkçe’sinde korkunç bir gelişme göstererek
bir kaç asır içinde Türkçe’yi âdeta tanınmaz bir hâle getirmiştir.

Arapça ve Farsça unsurların Batı Türkçe’si içindeki durumu yedi asır boyunca hep
ayni olmamış ve çeşitli safhalar göstermiştir. Bu sebeple Batı Türkçe’si içinde
hem Türkçe bakımından, hem de yabancı unsurlar bakımından birbirinden farklı bir
kaç devre var demektir.

İşte 13. asırdan günümüze kadar Batı Türklerinin yazı dili ola gelmiş bulunan
Batı Türkçe’si iç ve dış gelişme ve değişiklikler bakımından şu üç devreye
ayrılır:

1. Eski Anadolu Türkçe’si

2. Osmanlıca

3. Türkiye Türkçe’si

Eski Anadolu Türkçe’si

Eski Anadolu Türkçe’si 13, 14 ve 15. asırlardaki Türkçe’dir. Batı Türkçesinin
ilk devrini teşkil eden bu Eski Anadolu Türkçe’si bilhassa Türkçe bakımından
kendisinden sonraki iki devreden çok farklıdır. Bu devreye Batı Türkçesinin bir
oluş, bir kuruluş devresi olarak bakmak yerinde olur. Batı Türkçesini Eski
Türkçe’ye bağlayan birçok bağlar bu devrede henüz kendisini iyice
hissettirmektedir. Bu devreden sonraki Türkçe’de gördüğümüz birçok yeni şekiller
bu devrede henüz Eski Türkçedeki eski şekillerinin izlerini taşımaktadırlar.

Eski Anadolu Türkçe’si bir taraftan böylece Eski Türkçe’nin izlerini taşırken
diğer taraftan köklerde ve eklerde bazı ses ve şekil ayrılıkları göstermek
suretiyle Osmanlıca ve Türkiye Türkçe’sinden biraz farklı bir durum arzeder.
Öyle ki Batı Türkçe’si içinde Türkçe bakımından mevcut başlıca değişiklikler bu
devre ile bundan sonraki iki devre arasındaki değişikliklerdir. Yani Batı
Türkçesini yalnız Türkçe bakımından devrelere ayırırsak Eski Anadolu Türkçe’si
ve Osmanlıca - Türkiye Türkçe’si diye ikiye ayırmamız icap eder. Osmanlıca ile
Türkiye Türkçe’si arasında Türkçe bakımından, Eski Anadolu Türkçe’sinden
Osmanlıcanın ilk devirlerine taşan bir kaç şekil dışında, bariz bir ayrılık
yoktur.

Eski Anadolu Türkçe’si yabancı unsurlar bakımından denilebilir ki Batı
Türkçesinin en temiz devridir. Bu devirde Türkçe’ye Arapça ve Farsça unsurlar
girmeğe başlamıştır. Fakat bu unsurlar kesifliğini yavaş yavaş arttırmış ve
ancak devrenin sonlarında geniş bir istilâ başlangıcı hâlini alarak Osmanlıcanın
doğuşunu hazırlamıştır. Eski Anadolu metinlerinde görülen Arapça ve Farsça
kelimeler henüz çok fazla olmadığı gibi devrenin sonlarına doğru artan terkipler
de henüz açık ve basit bir durumdadır. Yabancı unsurlar bakımından bu devirde
manzum ve mensur metinler arasında da oldukça fark vardır.

Gittikçe artan yabancı kelime ve terkipler daha çok nazım dilinde görülür. Nesir
dili ise çok temiz ve duru bir Türkçe olarak devrenin sonunda bile Arapça ve
Farsça kelimeler ve bilhassa terkiplerden mümkün olduğu kadar uzak kalmıştır.
15. asrın ortalarına doğru ikinci Murat devrinde geniş bir kültür hamlesinin
ifadesi olarak meydana getirilen telif ve tercüme pek çok Türkçe eserin dili
bunu açıkça göstermektedir. Nazım dilinde ise, şiirin Fars taklitçiliği üzerine
kurulması ve vezin, şekil zaruretleri yüzünden duruluk çok muhafaza edilememiş
ve Türkçe’deki gelişmeler bakımından devre daha bitmeden, 15. asırda, basit de
olsa terkipler ve yabancı kelimeler adam akıllı çoğalmış ve Türkçe’yi sarmıştır.
Bu yüzden asrın ikinci yarısı Osmanlıcanın temelini atan, onun başlangıcını
teşkil eden bir devir olmuş, Eski Anadolu Türkçe’si Türkçe hususiyetleri
bakımından devrini ancak Osmanlıcanın başlarında tamamlamıştır.

Eski Anadolu Türkçesinin cümle yapısı ise Türkçe’nin başlangıçtan bugüne kadar
hep ayni kalan normal cümle yapısı dışına çıkmamıştır. Gerek nesirde, gerek
şiirde Türk cümlesi bu devirde normal, sade, anlaşılan, unsurları yerli yerinde
ve doğru cümle olarak kalmış, tercüme sadakati yüzünden nadir olarak kırıldığı
yerler dışında, umumiyetle sağlam yapısını muhafaza ederek Osmanlıca devrine
girmiştir.

Türkçe’nin Tarihi
Gelisimi

SAYFA:  

 
1
  

2
  

3



Bu sayfaya yorum yapabilirsiniz Bu sayfa yeterli değilse forumda yardım isteyin Sayfanın ayrıntıları


Wohnen & Einrichten usta-pagerank.com

Kültür Sanat Siteleri Toplist BlogArsivi Link Değişimi