Hayatın Işığı Altında.. » DEVLET - MİLLET İLİŞKİSİ (Farkında mıyız?)

Hayatın Işığı Altında..

ışık tutmak için: ziranbula.

DEVLET - MİLLET İLİŞKİSİ (Farkında mıyız?)


, milletlerin oluşturmuş olduğu düzenli ve teşkilatlı topluluklardır. Her milletin kendisine ait bir devleti vardır. anlayışı, milletler için çok eski bir adettir. Bilinen ilk çağlarda, kabile türü yönetimi var olmuş, çağlar ilerledikçe insanlar medenileşmiş ve insanlarla beraber anlayışı da medenileşmiştir. anlayışı, özünde topluma dayanır. İnsanlar, toplum hâlinde yaşamak zorunda olan canlılardır. Devletin görevi de işte bu toplumu eşit ve adil bir şekilde yönetmektir.

Her şey gibi zamanlar anlayışında da gelişmeler olmuş, ilerlemekte ve yenilenmekte sınır tanımayan insan beyni, idaresinde yeni yöntemler bulmuş, daha sonra bunları hayata geçirerek insan kitlelerini yönetmekte en verimli hâli yakalamaya çalışmıştır.

Tarihin ilk devletinde yönetim tarzı “tekelci idare” idi. Yani devletin (dolayısıyla milletin) başında sadece bir tek adam bulunuyordu. Bu adam bütün ülkenin ve ülkede yaşayan insanların sahibiydi. İstediğini yapabiliyor, istediği yasayı bir günde çıkartıp, dilediği zaman geri kaldırabiliyordu. Onu sorgulayacak ve yargılayacak kimse bulunmadığı gibi, söylediklerine karşı çıkabilecek muhalifler de bulunamıyordu. Yani ülkede yaşayan herkes, devletin başındaki bu adamı sevmek zorundaydı. Tabi devletin başındaki bu adam hiçbir yasaya uymak zorunda değildi. Canının istediğini, istediği zaman yapabiliyordu.

Fakat zamanla durum değişti. İnsanlar, o devletin başındaki adamın aslında ülkede yaşayan diğer insanlardan hiçbir farkının olmadığını gördüler. O hâlde o devletin başındaki adama, kendilerini yönetme hakkını kim veriyordu? İnsanlara hükmetme hakkını o devletin tepesinde bulunan ve tek başına koca ülkeyi elinde çeviren, açlıktan kırılırken devletin parasıyla zevk safa süren bu adam nereden alıyordu? Ya bu zorba adama sessiz kalmak nedendi?

Bu düşünceyle insanlar uyandı. Elbette en büyük güç milletti ve , başta oturan bir tek kişinin değil, milletin kendi malı olmalıydı. Devletin zenginliğinin başkanının değil, milletin kullanımında olması gerekiyordu. Bu düşünceyle yıllar, hatta yüzyıllar boyunca inkılaplar yapıldı, çağlar kapatılıp çağlar açıldı. Nihayetinde bazı toplumlar medenileşip iradesinin milletin elinde olduğu kurabilirlerken, bazı toplumlar kafalarını hâlâ çağlar öncesinde bıraktıkları için tekelci idaresinden kurtulamadılar. Tekelci idaresinden kurtulamayan ülkeler bugün büyük ülkelerin sömürüsü altında yaşamaktadırlar.

Yüce Türk Milleti’ni bağımsızlığına kavuşturan, milletin açlıktan ve yoksulluktan kırılmasına karşın devletin bütün nimetlerinden bedava faydalanan ve savaş olunca herkesten önce Yunanistan’a kaçan padişah bozuntusunu kovup, egemenliği millete veren büyük lider Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’e bu vesileyle bir kez daha ulusça şükranlarımızı sunmaktan mutluluk duyarız.

21. yüzyılda Türk Milleti ve Türk Devleti uygar milletler arasındadır ve dünyanın sayılı ülkeleri arasındaki yerini almıştır. Bunu elbette, Türk’ün tarihinde çağ açıp çağ kapatan Ulu Önder Atatürk’e borçluyuz. Büyük Atatürk’ün kurmuş olduğu cumhuriyet idaresinde, milletin bir efendisi, padişahı, kralı yoktur. Yani , hiç kimsenin emrinde değildir. Bu şekilde millete hükmeden kimsenin olmadığı, egemenliğin doğrudan milletin elinde bulunduğu yönetim biçimleri, bütün medeni milletlerin uyguladığı yönetim biçimidir.

Fakat gelin görün ki kafası, “tek hakikat” olarak gördüğü dogmalar yüzünden her türlü gelişmeye ve yeniliğe kapalı olanların gözünde insanlar, tıpkı az önce bahsettiğim ilk çağlardaki başkanlarının gözünde olduğu gibi güdülmeye mecbur koyun sürüsünden ibarettir. Maalesef bu tür kişiler henüz aramızdan arınmış değildirler. Bu insanlara göre yöneticisi olmak, bir kamu hizmetini yerine getirmek değildir. Onların kafalarındaki özlem padişahlık rejimi olduğundan, yönetimi anlayışları da insana kıymet vermeyen, başkalarını umursamayan ve sadece kendini zenginleştirmeyi ve güçlenmeyi hedefleyen bir yapıdadır.



İşte bu zihniyete sahip yobaz idareciler yüzünden yıllarca milletin, devlete olan güveni örselendi. Bunun sebeplerinin uzunca araştırılması gerekse de, özetle şunu söyleyebiliriz; bu hâlin sebebi, devleti idare edenlerin kendilerini padişah sanması ve adına hizmet veren görevlilerin gerektiği şekilde eğitilememesidir. Yöneten insanların eğitimleri, kültür düzeyleri ve düşünce güçleri her zaman yönetilenden fazla olmalıdır. Aksi takdirde ortaya gülünç bir hâl çıkıyor ve bu ortaya çıkan hâl, milletin gözünde, devletin çözüm üretemediği izlenimini ortaya çıkıyor. Unutulmamalıdır ki en büyük bakandan en küçük memura kadar bütün görevlileri, vatandaşların gözünde devletin bizzat kendisini temsil etmektedir. Buna göre adına çalışan memurlar, özenle seçilmelidir.

Bugün ülkenin içinde bulunduğu durumu tetkik edip, milletin yöneticilerine olan güvenine bakmak gerekir. Devleti yönetenler, ile arasındaki köprüdür. Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK, egemenliği millete vermiş ve milletin kendisini yönetmesini sağlayan bir rejim kurmuştur ama bunun devamlılığını sağlamak, bu rejime inanan idarecilerle mümkündür. Eğer idareciler rejimin doğruluğuna inanmamışsa, milletin kendisini yönetmesi mümkün olmayacağı gibi, aksine ülkede yaşayan insanların, adalete ve hak – hukuka olan inancı da zayıflayacaktır. İşte bu yüzden devleti yönetenlerin rejime (cumhuriyete) inanmış kimseler olmaları hayati önem taşımaktadır.

Eğer bir ülkede, Başbakan’ın ve Bakanların çocukları, hiçbir iş yapmadıkları hâlde gemi(cik)ler alabiliyorsa (http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=94688), Cumhurbaşkanı’nın 16 yaşındaki oğlu bir internet sitesi açıp bu site aracılığıyla ticaret yaparak milyarlar kazanabiliyorsa (http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=114737&interstitial=true) o ülkede vatandaşlar, yöneticilerine güvenmezler. Güvenmelerini de hiç kimse bekleyemez. Eğer vatandaşlar devleti yönetenlere güvenmezlerse, kendilerini güvende hissetmezler ve vatanlarına sadık olmazlar.

Ama bunları düşünen kim? Ağalar, sadece kendi çıkarlarını düşünüyorlar ve kendileri için çabalıyorlar. Toplumu düşünen yok. ile devleti, bir daha hiç ayrılmamak üzere birbirine sıkıca bağlamayı değil de, gitmeden biraz daha “yüklenmeyi” düşünenlere, kendi ahbapları ve dostları dahi güvenmez. Nerede kaldı vatandaşlar güvensin.

Herhangi bir öğretmen, doktor veya avukat olmak için bile en az dört yıl dirsek çürütüp eğitim almak gerekiyorken, ülkedeki herkesin yöneticisi olmak için neden hiç eğitim almak gerekmez anlayamıyorum. Devletin ve milletin birbirine güvenebilmesi için, devleti yönetenlerin dürüst ve samimi olması ve bunu yaptıklarıyla göstermesi gerekmektedir. Eğer böyle olmazsa, hiç kimse idarecilerine güvenmez, idarecilerine güvenmeyen insan da ülkesini sevemez.

İşin özü; vatanını seven bireylerin var olması için, yöneticilerinin samimi, dürüst ve cumhuriyete bağlı kimseler olması gerekir.


Buğra Şad

Kaynak: www.nihalatsiz.org



Bu sayfaya yorum yapabilirsiniz Bu sayfa yeterli değilse forumda yardım isteyin Sayfanın ayrıntıları


Wohnen & Einrichten usta-pagerank.com

Kültür Sanat Siteleri Toplist BlogArsivi Link Değişimi