Hayatın Işığı Altında..

ışık tutmak için: ziranbula.

Paragraf


, bir düşünceyi tam olarak anlatabilmek için bir araya getirilen cümleler topluluğudur. Yani ın bütün cümleleri aynı konuyu işler ve aynı düşünceyi açıklar ya da destekler. Tek bir düşünce etrafında oluştuğundan kendi içinde bir bütünlük gösterir; kendinden önceki ya da sonraki paragraflara bir bağlılık göstermez.

 

 

Bu konudaki sorular ın değişik özellikleriyle ilgilidir. Genellikle ın ana düşüncesi, yardımcı düşünceleri, konusu, başlığı sorulur ya da ın oluşturulmasıyla ilgili özellikler üzerinde durulur. Bir veya iki tane soruda da ın ıyla ilgili bilgiler sorulabilir.

 

 

sorularının çözümünde bazı noktalara dikkat etmeliyiz. Bunlardan en önemlisi paragrafa yorum karıştırmamaktır. ı okurken önyargılarımızı, kabullerimizi bir kenara bırakıp paragrafta sözü edilenler üzerinde durmalıyız. Bazen bize göre çok yanlış bir düşüncenin doğruluğu savunulabilir. Paragrafta ne savunulursa onun doğru olduğu kabullenilerek soruya yaklaşmak gerekir.

 

PARAGRAFIN KONUSU

Paragrafta hakkında söz söylenen düşünce, olay ya da durumlar konuyu verir. Konuyu bulmak için “Parçada neden söz ediliyor?” diye sorabiliriz. Yani üzerinde durulan neyse konu da odur. Bununla ilgili sorular değişik soru kökleriyle karşımıza çıkar.

 

 

“Bu parçada aşağıdakilerden hangisinden söz edilmektedir?”

 

 

“Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?”

 

 

“Bu parçada aşağıdakilerden hangisinden yakınılmaktadır?”

 

 

gibi sorular konuyu sorar.

 

 

Parçada konuyu soran bir diğer soru şekli de ın bir soruya cevap olarak verilmesidir. Elbette bunlarda yazara sorulan sorunun konusu neyse cevap da o konuda olacaktır.

 

 

Konumuzun olması, konu, başlık, anadüşünce vs. gibi soruların sadece paragraftan olacağı ına gelmez. Bazen bir şiir parçası verilerek de bu tür özellikler sorulabilir.

 

PARAGRAFIN BAŞLIĞI

ın bir düşünce etrafında döndüğünü ve daima bir konudan söz ettiğini söylemiştik. Bir bakıma , bir makalenin, bir denemenin, bir fıkranın küçültülmüş şekli gibidir. Öyleyse nasıl bu tür yazıların bir başlığı varsa, ın da bir başlığı olur. Ancak yazı başlıklarının dikkati çekme, ilgi uyandırma ya da şaşırtma gibi özellikleri vardır. Oysa ın başlığı bu amaçla seçilmez. Konuyu en iyi şekilde yansıtan bir veya birkaç söz başlık olarak belirlenir.

PARAGRAFIN ANADÜŞÜNCESİ

 

Anadüşünce, parçada yazarın okuyucuya vermek istediği mesajdır. Buna yazarın ı yazma amacı da diyebiliriz. Her ın belli bir anadüşüncesi vardır. Bu düşünce bazen ın herhangi bir yerinde bir cümle halinde verilir. Diğer cümleler bu düşünceyi açıklar ya da destekler. Bazen ise belli bir cümleyle verilmez, ın bütününe sindirilir.

 

 

 

ın anadüşüncesini bulabilmek için kendimize “Yazar bu parçayı hangi amaçla yazdı?”, “Bize ne demek istedi?” gibi soruları sorabiliriz.

 

 

 

Anadüşünce, değişik soru biçimleriyle karşımıza çıkar.

 

 

 

“Bu ın anadüşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?”

 

 

 

“Bu paragrafta anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?”

 

 

 

“Bu parçada aşağıdakilerden hangisi vurgulanmıştır?”

 

 

 

gibi sorular anadüşüncenin sorulduğu soru tiplerinden bazılarıdır.

 

 

 

Anadüşünceyi veren cümleler kesin bir yargı bildirir, açık ve anlaşılır bir taşır.

 

 

 

Anadüşünce, parçada sözü edilenleri en kapsamlı bir biçimde bildirir. Parçada olmayan konular anadüşünce içinde yer almayacağı gibi, parçanın bir kısmını bildiren cümleler de anadüşünceyi vermez. Parçanın tümünü kapsayacak biçimde olması gerekir onun.

 

 

 

“Bir dilin söz dağarcığıyla o dili konuşan toplumun yaşama biçimi arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Sözgelimi sözcük sayısı Türkçeye oranla çok fazla olan İngilizcede yeşil için birkaç sözcük bulunurken, Türkçede, doğayla içli dışlı olmanın bir sonucu olarak yosun yeşili, çağla yeşili, tirşe, ördekbaşı gibi birçok sözcük vardır. Bunun gibi, söz dağarcığını oluşturan öğelerin somutluğu, soyutluğu da yine toplumun yaşama biçimine bağlıdır.”

 

 

 

Yukarıdaki parçaya baktığımızda toplumun yaşayış biçimiyle söz dağarcığı arasında ilgi kurulduğunu görürüz. Yazar bize vermek istediği mesajı ilk cümlede vermiş. Daha sonra “sözgelimi” diyerek ileri sürdüğü bu düşünceyi örneklendirmiş. İlk cümlenin genel ve kesin bir yargı bildirmesi de anadüşünceyi vermesinin diğer bu yanıdır. Bu parçadan “Türkler doğayla iç içe yaşadığı için doğayla ilgili birçok sözcüğe sahiptir.” yargısını çıkarabiliriz. Ancak bu yargı anadüşünce olmaz; çünkü parçanın sadece bir kısmını karşılar. “Söz dağarcığının genişliği toplulukların gelişmişlik düzeyini gösterir.” gibi bir yargı ise gerçekte doğru olsa bile parçada sözü edilmediğinden parçanın anadüşüncesi olamaz.

 

PARAGRAFIN YARDIMCI DÜŞÜNCELERİ

 

Her ın tek bir konu üzerinde durduğunu ve bir anadüşünce etrafında döndüğünü söylemiştik. Paragrafta bunun dışında, anadüşüncenin daha iyi açıklanmasını sağlayan, onu daha belirgin hale getiren, işlediği konunun sınırlarını çizen düşünceler de vardır. Bu düşüncelere de ın yardımcı düşünceleri denir. Bir paragrafta anadüşünce bir tane iken yardımcı düşünce sayısı birden fazla olabilir.

 

 

 

Yardımcı düşünceyle ilgili sorular çoğu zaman olumsuz biçimdedir.

 

 

 

“Bu paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?”

 

 

 

“Bu paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?”

 

 

 

“Bu parçadan aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?”

 

 

 

gibi sorular hep yardımcı düşünceleri sormaktadır. Bir parça üzerinde yardımcı düşünceleri inceleyelim.

 

 

 

Gündelik dil bilincimiz ile algımız, ister istemez birtakım toplumsal kalıplarla koşullanmıştır. Oysa şiirin, öykünün, romanın sunduğu kurmaca dünya, bizim yeni bir algı durumuna girmemizi gerektirir. Gerçekte, okuma sırasında bir beklentiden ötekine, bir varsayımdan ötekine geçerek sürdürdüğümüz bilinç etkinliği, bu yeni algı konumunun aranışından başka bir şey değildir. Haşim’in şiirindeki karanfil, bizim gündelik deneylerimizden tanıdığımız karanfil olmaktan çok uzaktır.”

 

 

 

Şimdi bu parçadan hangi düşüncelerin çıkabileceğine bakalım.

 

 

 

1. Toplumsal kalıplar algımızı ve bilincimizi koşullandırır.

 

2. Şiir, öykü, roman gibi türler bize kurmaca bir dünyanın kapılarını açar.

 

3. Şiirin kurduğu dünya ile romanınki birbirinden oldukça farklıdır.

 

4. Okuma sırasında bilinç etkinliğimiz sürekli değişir.

 

5. Şiirin etkileme gücü, düzyazıdan daha çoktur.

 

6. Gündelik hayatta karşılaştığımız nesneler, şiirde karşımıza farklı nesneler olarak çıkabilir.

 

7. Haşim şiirinde karanfili en güzel biçimde betimlemiştir.

 

 

 

Parçayı incelediğimizde, şiirle romanın karşılaştırmasının yapılmadığını görürüz. Öyleyse c’deki cümle parçadan çıkmaz. Eserlerin etkileme gücünden söz edilmediğinden e, Haşim’in karanfili nasıl betimlediğinden söz edilmediğinden g parçadan çıkarılamaz. Diğerlerine ise parçada yer verilmiştir.

 

PARAGRAFIN YAPISI

 

 

ın; bir makalenin, denemenin ya da başka bir yazının küçültülmüş biçimi olduğunu önceki sayımızda söylemiştik. Nasıl bu tür yazıların giriş, gelişme ve sonuç bölümleri varsa, bir ın da bu tür bölümleri vardır. İşte ın yapısıyla ilgili sorular böyle bir bölümlemeyi ortaya çıkarmak için sorulur.

 

 

 

ın yapısı değişik soru biçimleriyle karşımıza çıkar.

 

 

 

* Bazı sorular oluşturmayla ilgilidir. Yani bir oluşturabilecek cümleler dağınık olarak verilir ve öğrencinin bunlardan bir oluşturması istenebilir. Bu tip sorularda cümlelerin anlamca ve yapıca birbirine bağlanabilmesi aranmalıdır.

 

 

 

* Bir kendi içinde bir bütünlük oluşturur. Bu yüzden kendinden önceki veya sonraki paragraflara yapıca bir bağlılık göstermez. Öyleyse ın ilk cümlesi onu kendinden önceki cümlelere bağlayan herhangi bir veya bağlayıcı öğe taşımamalıdır. Bir başlangıç ifade etmelidir. Aynı zamanda kendinden sonraki cümlelere de anlamca bağlılık göstermelidir.

 

 

 

* tamamlamanın sorulduğu bir diğer soru tipinde de son cümle sorulur. Parçanın son cümlesi bir bitiş bildirir. Ya anlatılanlardan bir sonuç çıkarılır ya da bir olayın bitişini gösterir. Bu soruların çözümünde cümlelerin anlamca bağlılığı yanında yapısal olarak bağlanmalarına da dikkat edilmelidir.

 

 

 

* Son yıllarda sorulan oluşturmayla ilgili diğer bir soru tipi, ın içine cümle yerleştirme şeklindedir. Bu tip sorularda cümlelerin hem hem yapı bakımından uygun olduğu yer aranmalıdır.

 

 

 

* Gittikçe soru sayısı artan diğer bir tipi, düşüncenin akışının bozulmasıyla ilgili olanlardır. Bir ın tek bir düşünceyi aktardığını, cümlelerin hep bu düşünce etrafında döndüğünü önceki bölümlerde anlatmıştık. İşte bir içinde, ın düşünce bütünlüğüne uymayan cümle varsa, bu cümle ın akışını bozmaktadır.

 

 

 

* Düşüncenin akışıyla ilgili bir diğer soru tipi de, parçanın iki paragrafa bölünebilmesiyle ilgilidir. Bu tip parçalarda, parçanın bir bölümünde bir düşünce, ikinci bölümünde başka bir düşünce işlenir.

 

 

 

* Bazı tip sorularda ise düşüncenin akışı cümlelerin yanlış yerde bulunmasından dolayı bozulmuştur. Bu tür sorularda numaralanmış cümlelerin uygun bir biçimde düzenlenmesi istenir.

 

PARAGRAFLARDA SORULAN KAVRAMLAR VE DUYGULAR

 

Bazı sorularında kişilerin nitelikleri üzerinde ya da yazının özellikleri üzerinde durulur. Bu tip sorularda seçeneklerde geçen kavramların duyu ve duyguların bilinmesi gerekir. Bunlardan bazıları şunlardır:

 

 

 

Özgünlük: Başkasına benzememe, kendine has olma demektir. Parçalarda genelde taklitçilikten kaçınma ve yenilikçi olmayla açıklanır.

 

 

 

Doğallık: Yapmacıksız, süs ve özentiden uzak, günlük hayatta olduğu gibi olma demektir.

 

Duruluk: Açık ve anlaşılır olma, kapalı ifadelerden kaçınma, söylenmek isteneni imgeler arkasına gizlemeden anlatma demektir.

 

 

 

Akıcılık: Okuyucuyu sıkmayan, sürükleyici bir anlatıma sahip olma demektir.

 

 

 

Özlülük: Az sözle çok şey ifade edebilme, sözü uzatmaktan kaçınma demektir.

 

 

 

Yoğunluk: Birçok ı bir arada verme, içinde bulunması demektir.

 

 

 

Kimi zaman da parçada ağır basan duyu ve duygular sorulabilir. Duyu ve duyguyu birbirine karıştırmamak gerekir. Duyu dışarıdaki nesneleri algılama yolumuzdur. Nesneler beş duyu organıyla algılanır. Duygu ise içimizden geçen hislerdir. Sevinç, keder, hoşgörülü olma, alçak gönüllülük…

 

ANLATIM BİÇİMLERİ

 

Paragrafta yazarın herhangi bir düşünceyi ya da durumu ortaya koyma biçimine denir. Yazar aktaracağı duruma uygun bir biçimi seçemezse, yazısının etki gücü azalır. Bir bilgiyi aktarmakla bir olayı hikaye etmek ya da bir manzarayı betimlemek farklı bir gerektirecektir.

 

 

 

Bu biçimleri şu şekilde açıklayabiliriz:

 

1. Açıklama

 

Öğretici özellik gösteren bir biçimidir. Yazarın amacı bilgiyi en kısa yoldan okuyucuya anlatmak olduğundan, yazar sanatlı söyleyişlere, imalı sözlere pek yer vermez. Açık, anlaşılır bir dil kullanır. Soyutluktan, kişisellikten kaçınır. Tanımlarla, örneklerle konunun en iyi biçimde anlaşılmasını sağlar. Ansiklopedilerde daha çok bu tür bir görülür.

 

2. Tartışma

 

Yazarın, bir düşüncenin, bir önerinin doğru olmadığını ortaya koymak amacıyla hazırladığı yazılarda başvurduğu bir yöntemdir. Yazar okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi bir üslupla yazısını oluşturur. Devrik cümlelerle, soru ve cevaplarla yazısına akıcılık kazandırır. Sonuçta burada da bilgi ortaya konmuş olabilir; ancak bir görüşün başka bir görüşe karşı savunuculuğunun yapılması onu açıklamadan ayırır. Yazar, görüşlerini inandırıcı kılmak için kanıtlama yoluna başvurur. Kanı niteliği taşıyan yargılardan kaçınır, nesnel olmaya çalışır.

 

 

3. Betimleme

 

Yazarın, gördüklerini okuyucunun gözünde canlanacak biçimde anlatmasıyla oluşan bir biçimidir. Betimlemede asıl olan görselliktir. Bu nedenle gözle algılanan renk ve biçim ayrıntılarına büyük yer verilir.

 

 

 

 

 

Betimlemeler iki grupta incelenir.

 

a. Ruhsal betimleme : İnsanların iç dünyasıyla tanıtıldığı, tavır ve davranışlarının ele alındığı betimleme türüdür. Görsellikten çok, izlenim ve sezginin ağır bastığı bu betimlemeler sadece insanlara özgüdür.

 

 

 

“İçli, çok duygulu bir adamdı; konuşurken hem ağlar hem ağlatırdı…” sözleri bu tür betimlemedir.

 

 

 

b. Fiziksel betimleme : Gözle görülenin anlatıldığı betimlemelerdir. Kişinin dış görünüşüyle betimlenmesi ya da dış dünyanın anlatılması bu türdendir.

 

 

 

Betimlemelerde yazar nesnel olabileceği gibi gözlemlerine duygularını da katabilir.

 

4. Öyküleme

 

Belli bir zaman diliminde gelişen olayların anlatıldığı durumlarda başvurulan biçimidir. Olayın olmadığı yerde öyküleme olmaz. yönüyle betimlemeye benzer; ancak betimlemelerde yazarın izlenimleri söz konusu olduğu halde, öykülemede olayın aktarımı, durumların değişmesi, zaman süreci söz konusudur.

 

DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI

 

Her ın belli bir düşünceyi aktarmak için yazıldığını söylemiştik. Yazar bu düşünceyi okuyucuya değişik şekillerde ortaya koyarak anlatır. Burada biçimiyle düşünceyi geliştirme yollarının farklı şeyler olduğunu da söylemeliyiz. Ancak biçimi dört tane olduğundan bir soru haline getirilemez. Bu nedenle geliştirme yollarıyla birlikte sorulur.

 

 

 

Şimdi sorularda karşımıza çıkan “düşünceyi geliştirme yolları”nı açıklayalım.

 

1. Tanımlama

 

Kavramların tanımlar halinde verilmesi şeklinde ortaya çıkar. Tanımın ne olduğunu cümle ında görmüştük. Parça içinde bir tanım cümlesi varsa, tanımlama var sayılır; bütün ın tanım olması gerekmez.

 

 

2. Karşılaştırma

 

İki farklı düşünce, kavram ya da durumun mukayese edilmesiyle ortaya çıkan bir yöntemdir. Karşılaştırmada, karşılaştırılan olgular arasında bir derecelendirme söz konusudur. Bir kavram diğerinden üstün, aşağı ya da diğeriyle aynı seviyede olması yönünden başka bir kavramla karşılaştırılır. Üslup olarak “Bu böyledir; şu ise şöyledir. “ ifadesi hakimdir.

 

3. Örneklendirme

 

Anlatılan konuyla ilgili örneklerin verilmesiyle ortaya çıkar. Konuyu daha anlaşılır ve zihinde daha iyi kalıcı bir niteliğe kavuşturur. Verilen örneğin okur tarafından bilinen, çağrışım yaptırıcı bir nitelik taşıması gerekir.

 

Bazen bir fıkra, bir öykücük bile örnek olarak verilebilir.

 

4. Tanık Gösterme

 

Yazarın, düşüncesini inandırıcı kılmak için, o konuda sözüne güvenilir birinin sözünü parçasına alıntı yaparak almasıyla oluşur. Genellikle bu söz tırnak içinde verilir. Sözün olmadığı yerde tanık gösterme de olmaz.

 

 

5. Benzetme

 

Bir olguyu anlatırken başka olgularla benzerlik kurma şeklinde oluşur. İki olgu arasında sağlam bir benzerlik olmalıdır.

 

6. İlişki Kurma

 

İki kavram arasındaki ilgiden üçüncü bir hüküm çıkarma durumudur. Genellikle kavramlar arasında ilişki kurulduğu için bu adla verilir.



Bu sayfaya yorum yapabilirsiniz Bu sayfa yeterli değilse forumda yardım isteyin Sayfanın ayrıntıları


! Detaylar ... !

Ekleyen: admin
Kategori: dil
Tarih: Mayıs 10th, 2008
Sayfanın Okunma İstatistikleri
Toplam: 64
Bugün: 0
Son Okunma: 07 September 2008

Etiketler: , , , ,

  • Bu yazıyı RSS 2.0 ile takip edebilrsiniz.

  • Sosyal imleme sitelerine ekleyebilirsiniz: EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu



    Önceki Yazı: « CÜMLEDE ANLAM
    Sonraki Yazı: ADLAR (İSİMLER) »


    Bunlar da ilginizi çekebilir.

    Benzer Yazılar

    Rastgele Yazılar:

    Wohnen & Einrichten usta-pagerank.com

    Blogbul.com Kültür Sanat Siteleri Toplist BlogArsivi Link Değişimi