Lisan – Ziya GÖKALP (Şiir)
Lisan
(Ziya Gökalp)
Güzel dil Türkçe bize,
Başka dil gece bize.
İstanbul konuşması
En sâf, en ince bize.
Lisanda sayılır öz
Herkesin bildiği söz;
Ma’nâsı anlaşılan
Lûgate atmadan göz.
Lisan
(Ziya Gökalp)
Güzel dil Türkçe bize,
Başka dil gece bize.
İstanbul konuşması
En sâf, en ince bize.
Lisanda sayılır öz
Herkesin bildiği söz;
Ma’nâsı anlaşılan
Lûgate atmadan göz.
Türkleri silinmekten kurtaracak olan
“milliyet” fikridir.
Türk, Türkleştikçe kuvvetlenir.
Ziya GÖKALP
KOLSUZ HANIM
Bir Padişah vardı kalbi çok iyi,
Sevgili karısı insan meleği,
Doğdı bu hanımdan iki mahzade
Ay, yıldız ; Bir Sultan, Bir de Şehzâde…
Bu yavrular daha büyümemişken,
Ayrıldılar tatlı annelerinden;
Server’i görmeden gama daldılar,
Saray’ın içinde öksüz kaldılar.
Padişah tahtında kalınca yalnız.
Hanın yoldaşı oldı ay, yıldız…
Kılıcını artık takamıyordı;
Vatanın işine bakamıyordu.
Vezirler didiler bu derde ilaç;
İtmekdir bir güzel kızla izdivac.
Hünkâr didi “ Artık evleneyim ben
Çocuklar üzülür üvey anneden”…
Ölüyle birkaç yıl kadar yas tutdı,
Bir müddet geçince ahtı unuttu.
Bu defa istedi bir perinin kızı,
Kıskanmasın diye Ayla Yıldızı..
Bu kadın olunca sarayda Sultan.
Didi bana çiftlik şimdi bu vatan..
Kocasının melekde olup meşaver;
Didi bir gün “ Hacca git, ol mücevir;
Orada girince sen itikâfa,
Devletin hükmi der ta kafdan kafa!”
Padişah duyunca onun sözini,
Çevirdi yıldız ile Ay’a gözini
Yüzünde belirdi derin bir firak,
O didi “ bunları hiç itme merak:
Şunlara bakarım ben senden iyi,
Sorum hem Ay’ı hem Yıldız Bey’i”
Alıştıran benim onları naza…
Padişah inandı gitdi. Hicaz’a…
Annesiz büyüyen şu Ay’la Yıldız,
Kaldılar şimdide birden babasız…
İki öksüz kardeş çok ağladılar,
Nihayet Allah’a bel bağladılar,
Bir gice annesi Yıldız’ı aldı,
Bir gizli mahzen’in içine daldı…
Hazırda ; Bir sofra dolu meze, mi…
Didi “ Bana şarab doldur Yıldız Bey!…”
Yıdız çabuk sezdi niyeti fena!
Didi “Anne böyle söyleme bana
Sevgili babamın sen yarısısın”
Onun hem mürşidi, hem karısısın;
Söz virdin idesin meleği siyaret
İlk işin arzu mı olsun hiyanet?”
Bu sözleri kadını birden kızdırdı,
Elinden bardağı atarak kırdı.
Çağırdı dışarıdan bir sürü köle;
Didi “ bu, tavana asılsın iple!”
Tavanda asılı kalsın ölmeden,
Her gün seyr ideyim şu boş bulmadan,
Red itdi tahkirle benim sevdamı,
Alacağım ondan aşk intikanı!”
Şehzâde’ye mesken olunca zindan:
Didiler, gelmiyor hoşlamış andan,
Beş, on arkadaşla gitmiş ormana!”
İlk önce kapıldı Ay bu yalana;
Haftalar geçince şübheye düşdi,
Zihninde bir sürü evham üşüşdi,
Sorardı herkesden “ nerde kardeşim?
Nasıl beni yalnız bırakdı eşim,”
Kimisinden düzme cevab alırdı,
Bir çoğı cevabdan aciz kalırdı.
Bir gün bir ak ağa didi gizlice:
“Götürürüm seni ona bir gice,
Fakat bu bir sırdır: Gizlemek lâzım!”
Ay didi “ emin ol sırrı saklarım”
O gice, Ay gizli girdi zindana,
Görünce asımış Yıldız’ı tavanda:
İpini açarak yere indirdi.
Didi “ Sana yemek bulmalı şimdi!”
Getirdi Yıldız’a bir çok yiyecek,
Bir bağçe dolusı temiz giyecek.
Yedirdi, giydirdi, basdı bağrına,
Didi kalmayalım, sakın yarına;
Buradan kaçalım heman şimdiden,
İhtimal ki sabah ararlar erken.”
Bu anda şiddetle kapı açıldı,
İçeri bir sürü köle saçıldı,
Önde üvey anne elinde balta
Didi “ Bağlayınız genci halata!”
Çevirdi bu anda kıza yolını,
Balta ile uçurdı iki kolunı
Kolları koyarak bir boş çuvala
Gönderdi yeni Kızıl Krala…
Yıldız Ay’ı gördi al kan içinde…
Aklını gayb itdi o an içinde…
Yıldız’a vurunca çılgınlık okı;
Didi artık bundan kalmadı korku!
Bırakın serbestçe gezsin sarayda…
Alışır bu hale halk iki ayda..”
Bir sandık getirdi kızı içine
Koyarak denizde atdı engine…
Denizin üstünde yüzerlerken sandık,
Tesadüf eyledi ona bir kayık…
Kayık da oturan bir genç Şehzâde
Didi “ bakın, bir şey var bu teknede!”
Çekdirdi kıyıya bu ak tekneyi
Didi “ açın bunı kurutub iyi?”
Açılınca kapak: Çıkdı bir genç kız…
Yüzü solgun bir ay gözleri yıldız…
Didi “eyvah, bunun kolları nerde?
Hangi zalim bunı sokmuş bir derde?
İstemem bu zalimin ben devamını,
Alacağım bunun intikamını…
Kolları nerdeyse arayacağım,
Bulunca yerine bağlayacağım…
İdersem ta geriye duada ısrar:
Bu kolları vücuda yapışır tekrar.”
Böyle düşünerek kızı kaldırdı,
Arabaya koyub köşke aldırdı…
Tabibleri aylarca virdiler ilaç,
Kız açdı gözini : didi “ Karnım aç!”
Gözini açınca bu Kolsuz Hanım,
Didi “ Nerdeyim, hani düşmanım?
Gönlümün sevinci kardeşim nerde?
Ne için doğmuyor güneşim nerde?
Şehzâde didi ki “ merak itmeyin:
Sizin için bu köşk her yerden emin!
Bu, büyük ülkede ben Padşah’ım :
Emrinize matiyye bütün selahım!
Düşmanımız kimse arayacağım,
Dostlarınıza da yarayacağım.
Tanımak için bir bir odanızı;
Anlatınız bana maceranızı!”
Kolsuz Hanım iç di birkaç gün çorba;
Toplandı, penbelik geldi kanına…
Hatırladı korkunç gizli mahzeni.
Anlatdı başından bütün geçeni..
Şehzâde bakdı ki kızın derdi çok,
Fakat henüz hiçbir gence aşkı yok…
Gönli henüz bakar, muhayyilesi ak,
Didi “ Seni sevdim ey vicdanı pek,
Sende doğarsa bana tamayül,
İsterim seninle itmek ta‘hül !”
Ay didi “ Ben böyle kolsuz, kötürüm,
Hangi kolla sana bir iş görürüm…
Sen ki en güzel kız görse düşünde,
Sana gönül virir ilk görüşünde…
Dünyada hangi bir Padişah kızı,
Seni görse giremez gönlüne sızı?”
Padişah aşkını sezdi bu sözden,
Didi “ Bil ki sana aşık oldum ben!
Mümkün değil bana sensiz yaşamak,
Leylâ’msın sen benim olsan da çolak!
Gelmezsen benimle yeşil bağlara,
Düşerim ben Mecnun gibi dağlara…”
Ay didi “ Bu nikah sana bir muhannet,
Benim için lâkin büyük saadet!
Ben nasıl umayım böyle ak bahtı,
Muhannete sokarım bir altun tahtı?
Sözünde çok ısrar itdi Padişah,
Nihayet bir Cuma kıldı nikah.
Düğünleri yapıldı. Sevindi milleti
Didiler “ Birleşdi şefkat, adalet,
Padişah her yere gönderüb sef,’ir,
Kolları arardı hep şehir şehir,
Şehzâde Yıldızdan salık isterdi.
Babaları hacdan geldi mi virdi?
Aldığı haber hep eski bilgileri
Yıldz delirmişdi, baba bi haber
Bir türlü Hicaz’dan gelemiyordı,
Çocuklarım şimdi rahat diyordı.
Yıldız’ın nereye gitdiği meçhul,
Üvey anne her gün zevkiyle meşgul..”